<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5579588550799743059</id><updated>2009-10-22T21:29:16.080-07:00</updated><title type='text'>Mehmetİnanır</title><subtitle type='html'>Edebiyat, Fotoğraf ve Karikatür...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Mehmet İnanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17421923963653568961</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>9</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5579588550799743059.post-8365938704528438558</id><published>2009-04-29T08:26:00.001-07:00</published><updated>2009-04-29T08:28:27.466-07:00</updated><title type='text'>3. Uluslararası Ekslibris Yarışması - İstanbul 2010</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/Sfhx0J6wnkI/AAAAAAAAAJg/iqZWvJaZBp8/s1600-h/2010TR.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 345px" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330135299822493250" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/Sfhx0J6wnkI/AAAAAAAAAJg/iqZWvJaZBp8/s400/2010TR.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3. Uluslararası Ekslibris Yarışması - İstanbul 2010&lt;br /&gt;İstanbul Ekslibris Dernegi, Feyziye Mektepleri Vakfı ve Işık Üniversitesi, kitaplar için mülkiyet işareti olarak kabul edilen ve üzerinde estetik degerler taşıyan özgün ekslibris çalışmalarını bir araya getirmek, degerlendirmek, sanatçılarını teşvik etmek, ekslibris sanatını tanıtmak ve sevdirmek amacıyla tüm ülkelerin sanatçı ve tasarımcılarına açık olan uluslararası bir ekslibris yarışması düzenlemiştir.&lt;br /&gt;Koşullar :1. Konu sınırlaması yoktur.&lt;br /&gt;2. Katılımcılar, 2007-2010 yıllarında yaptıkları en fazla 5 çeşit çalışma ile katılabilirler. Her baskıdan mutlaka 3'er kopya göndereceklerdir. Birincisi İstanbul Ekslibris Müzesi, ikincisi Feyziye Mektepleri Vakfı, üçüncüsü sergileme ve degerlendirme için kullanılacaktır.&lt;br /&gt;3. Baskı tekniklerinde sınırlama yoktur. Geleneksel baskı teknikleri yanında fotografik çalışmalar ve bilgisayar tasarımları da kabul edilecektir. Fakat ekslibrisler mutlaka çogaltılmış olmalıdır. Fotokopi, çizim ve taslaklar kabul edilmeyecektir.&lt;br /&gt;4. Çalışmalar ekslibris olarak, yani sahibini belirlemek amacı ile kitaplara yapıştırılacak küçük boyutlu yapıtlar olarak tasarlanmalıdır. Ekslibrislerde "Ekslibris", ("Exlibris", "Ex-libris", "Bookplate") ya da bu anlama gelen (...nın kütüphanesinden gibi) bir sözcük ile birlikte adına Ekslibris yapılan "yaşayan kişi" veya "kuruluş" ismine yer verilmelidir.&lt;br /&gt;5. Katılımcılar, ekslibrislerini imzalamalı veya parafe etmelidir. Ekslibrislerin arkasına okunaklı olarak sanatçının adı, tekniginin kodu, yapım yılı, boyut ve sahibinin adı yazılması zorunludur. Ekslibris sahibinin sadece baş harfleri kullanılmışsa, açık adı da belirtilmelidir. Latin alfabesi dışında bir alfabe kullanılmışsa, baskının arka yüzünde Latin alfabesi ile yazılmış şekli ve gereken yerlerin İngilizcesi de yer almalıdır.&lt;br /&gt;6. Baskı alanı 130 X 130 mm.'den, baskı yapılan kagıt ise 210 X 150 mm.'den büyük olmamalıdır. Ekslibrisler paspartulanmamalı, bir kartona, renkli bir kagıda yapıştırılmamalıdır. Kullanıma hazır olmalıdır.&lt;br /&gt;7. Son katılım tarihi: 23 Nisan 2010 'dur. Postalama tarihi dikkate alınır. Ekslibrisler postada zarar görmeyecek şekilde gönderilmelidir.&lt;br /&gt;8. Gönderilecek adres: Prof. Dr. Hasip Pektaş, Büyükdere Cad. Isık Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi 34398 Maslak - Istanbul . Tel: 0212 286 49 11, Fax: 0212 276 96 49, E-mail: hasipp@ttmail.com Ekslibris hakkında ayrıntılı bilgi: www.istanbulekslibris.org&lt;br /&gt;9. Ödüller:Birinci Ödül (Feyziye Mektepleri Vakfı); 1500 USDİkinci Ödül (Işık Üniversitesi); 1300 USDÜçüncü Ödül (İstanbul Ekslibris Dernegi); 1100 USDÖzel Ödül (IMOGA İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi); 1000 USDÖzel Ödül (GMK Grafikerler Meslek Kuruluşu); 1000 USD Özel Ödül (Beşiktaş Belediyesi); 500 USD.Özel Ödül (Atelye Alaturka); 500 USD.Özel Ödül (İtameks); 500 USD.Özel Ödül (Manisa Spil); 500 USD.Özel Ödül (Johan Bosschem); 500 USD.Özel Ödül (Devabil Kara); 500 USD.Özel Ödül (Şükrü Ertürk); 500 USD.Başka kişi ve kuruluşlar 500 USD (=+-400 EURO)'ın altında olmamak koşuluyla özel ödül verebilirler. Jüri uygun g&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/Sfhx94ReOMI/AAAAAAAAAJo/UbL5xJOpDNw/s1600-h/bogaz.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 283px; CURSOR: hand; HEIGHT: 156px" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330135466884610242" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/Sfhx94ReOMI/AAAAAAAAAJo/UbL5xJOpDNw/s400/bogaz.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;ördügü sanatçılara onur mansiyonu verebilir.&lt;br /&gt;10. Degerlendirmede, özgünlüge, teknik ve estetik yetkinlige, resim ve yazı ilişkisine dikkat edilecektir.&lt;br /&gt;11. Jüri (soyadı sırasıyla):Yeşim Demir, Grafik Tasarımcı, GMK Başkanı - TürkiyeOnnik Karanfilian, Ekslibris Sanatçısı - BulgaristanProf. Dr. Hasip Pektaş, Ekslibris Sanatçısı, Ögretim Üyesi - TürkiyeHeinrich R. Scheffer, Ekslibris Koleksiyoncusu, Avusturya Exlibris Dernegi Başkanı - AvusturyaProf. Dr. Süleyman Saim Tekcan, Baskıresim Sanatçısı, Ögretim Üyesi - Türkiye&lt;br /&gt;12. Ödül ve sergileme alan ekslibrisler için bir CD, kataloga girecek ekslibrisler için bir katalog hazırlanacak, katılımcılara birer adet gönderilecektir.&lt;br /&gt;13. Yarışma için gelen ekslibrisler iade edilmeyecektir. İstanbul Ekslibris Dernegi, sergilenen ekslibrisleri, web sitesi, CD, katalog, dergi veya kitaplarda kullanabilecektir.&lt;br /&gt;14. Ödül alan ve sergilenmeye deger bulunan ekslibrisler, Agustos 2010'dan itibaren İstanbul, Ankara ve İzmir'de sergilenecektir.&lt;br /&gt;15. Katılımcılar, yarışmaya katılmakla koşulları ve jüri kararlarını kabul etmiş sayılırlar.&lt;br /&gt;16. Katılımcılar, aşagıdaki formu okunaklı olarak doldurup ekslibrislerle birlikte göndermelidir.&lt;br /&gt;FORM:SanatçınınAdı, Soyadı:Adres:Tel: GSM:E-posta :Kısa Özgeçmiş: &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5579588550799743059-8365938704528438558?l=mehmetinanir.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/feeds/8365938704528438558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5579588550799743059&amp;postID=8365938704528438558' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/8365938704528438558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/8365938704528438558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/2009/04/3-uluslararas-ekslibris-yarsmas.html' title='3. Uluslararası Ekslibris Yarışması - İstanbul 2010'/><author><name>Mehmet İnanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17421923963653568961</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01164637034295637323'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/Sfhx0J6wnkI/AAAAAAAAAJg/iqZWvJaZBp8/s72-c/2010TR.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5579588550799743059.post-1653786512499719386</id><published>2009-04-29T08:18:00.000-07:00</published><updated>2009-04-29T08:24:25.109-07:00</updated><title type='text'>Ankara Tasarım Günleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/Sfhw-MG1KmI/AAAAAAAAAJY/SEdDBIdJ6V8/s1600-h/17534w.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 374px; CURSOR: hand; DISPLAY: block; HEIGHT: 120px; TEXT-ALIGN: center" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330134372697057890" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/Sfhw-MG1KmI/AAAAAAAAAJY/SEdDBIdJ6V8/s400/17534w.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Ankara Tasarım Günleri 2009&lt;br /&gt;Bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilecek olan Ankara Tasarım Günleri'nin (ATG'09) "Krizde Tasarım" üst başlığı ile 15-17 Mayıs 2009 tarihlerinde gerçekleştirilmesi planlanıyor.ATG'09 seminerler, sunumlar, gün boyu gezilebilecek tasarım sergileri, video art gösterimi, çeşitli workshoplar ve sponsor firmaların tanıtım standlarını içeriğinde gerçekleşecek.Tasarım etkinlikleri alanında Ankara'nın sahip olduğu tek etkinlik olanAnkara Tasarım Günleri, tasarımı üst baslık olarak kurgulayarak farklı disiplinleri bir araya getirmeyi amaçlıyor.ATG'09 çıkış noktasını, yaşadığımız çağın temel sorunları ve içinde bulunduğumuz kriz ortamından, bunlara tasarımın katabileceği "artı değerin farkındalığından" hareket alarak, "Krizde Tasarım"ın tartışılacağı bir platform oluşturmayı amaçlıyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;devamı:&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a class="link" title="Ankara Tasarım Günleri 2009" href="http://www.dexigner.com/jump/news17534.html" rel="nofollow"&gt;www.ankaratasarimgunleri.org/...&lt;/a&gt; (&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SfhwiNtPK3I/AAAAAAAAAJQ/d0ycSbkirq0/s1600-h/atg_2009_r2_c1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5579588550799743059-1653786512499719386?l=mehmetinanir.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/feeds/1653786512499719386/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5579588550799743059&amp;postID=1653786512499719386' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/1653786512499719386'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/1653786512499719386'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/2009/04/ankara-tasarm-gunleri.html' title='Ankara Tasarım Günleri'/><author><name>Mehmet İnanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17421923963653568961</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01164637034295637323'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/Sfhw-MG1KmI/AAAAAAAAAJY/SEdDBIdJ6V8/s72-c/17534w.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5579588550799743059.post-6861718010601871609</id><published>2009-04-29T07:51:00.000-07:00</published><updated>2009-04-29T07:52:52.622-07:00</updated><title type='text'>Bir Roman Denemesi(Namazın Ardından)</title><content type='html'>1.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;    Gece karanlığını bu sefer kara bulutlara bırakmıştı.Güneşsiz ve renksiz bir sabah ve belki de sabah bile denilemezdi buna.Kusursuz kara bulutlar her tarafa yayılıyordu.Boş yerleri kapabilmek için insanlar gibi birbirlerini çekiştiriyorlardı.Yağmur ha yağdı ha yağacak cinsten kendini belli etmeye başlamıştı bile.Toprak kokusu daha erkenden gelmişti bu sefer hassas burnuna.&lt;br /&gt;     Sabahın erken saatlerinde namaz kılmakta olan Mustafa kendisini dışarıda olanlara karşı Allah dua ederek geçiştiriyordu.Ezan sesini duyar duymaz namazlığını alıp odanın en temiz bölümüne yerleşmişti.Namazın sonunda Allah’tan dilek diledi.Ne dilediğini bende bilmiyordum.İçinden geçenleri anlayamıyordum.O sabah,namazı daha uzun sürdü.Namazını bitirdikten sonra salonun en köşesine çekilip Kuran okumaya başladı.Gözlerinin yorulduğunu hissedip yakın gözlüklerini taktı.Yarım saat kadar sürdü Kuran okuması.Daha sonra mutfağa geçerek kendine bir şeyler hazırladı.Karnının epeyi aç olduğunu hissetti.Dün akşamda bir şey yememişti.Dışarı da kıyamet kopuyordu resmen.Her şimşek sesi kulağına geldiğinde besmele çekiyordu Mustafa.Kahvaltısını bitirdikten sonra pencerenin önüne geçip dışarıda olanlara baktı.&lt;br /&gt;    “Bugün işe gitmesem mi?” diye sordu kendi kendine ama sonra vazgeçti.Patronun asabi bir tavır almasından korkmuştu herhalde.&lt;br /&gt;    Yatak odasına gidip üstünü değiştirdi.Kalın boğazlı bir kazak ve siyah kadife pantolonunu giydi.Onların üstüne de uzun kahverengi bir palto aldı.Aynanın karşısına geçip saçlarına baktı.Epeyi uzamıştı.Sakalları da hafiften görünmeye başlamıştı.Patron kızabilir,dedi gülerek.Aynada kendini iyice bir süstü.Gözlerinin altının çöktüğünü fark etti.Morumsu bir renk almıştı.O mavi gözlerine hiç uymuyordu aslında.Kalın dudaklarının çatladığını gördü.Gerçi yüzünün her tarafı soğuktan dolayı çatlıyordu.Yüzü çok hassastı.Bu yüzden kadınların yüzleri için kullandıkları bütün kremleri kullanıyordu.Öyle dalıp gitmişken ellerini fark etti.Onlarda çatlamıştı.Eğri parmakları pek hareket edemiyordu.Uzun boyluydu.Zayıf ve sıskaydı.Biraz kambur yürürdü.Ama yakışıklıydı.Saçları koyu sarı renkteydi.Kaşları orantılı ve burnu da büyüktü.&lt;br /&gt;    Ayağına botunu geçirip iplerini sıkıca bağladı.İçeri son kez bir göz attı sonra da kapıyı açıp çıktı.Kapıyı her zaman üç kere kilitlerdi.Üç onun uğurlu rakamıydı.&lt;br /&gt;    İstanbul sokaklarından hızlıca geçmeye çalışıyordu.Bu sokakların ne kadar tehlikeli olduğu belliydi.İstanbul aldığı göçlerle ve insanların iş bulamayışından en tehlikeli şehirlerden biri haline geldi.Her çeşit insan bulmak mümkündü.Mustafa buraya doğudan göç eden bir ailenin beşinci çocuğuydu.Diğer altı kardeşi ve annesi ile babası burada yapamayınca onu bir yurda verip kendi köylerine geri dönmüşlerdi.Mustafa da yurtta en zeki çocuklardan birisiydi.Durmadan okuyor ve durmadan çalışıyordu.Bir ara dini çok benimseyen arkadaşlarla takılmaya başladı.Daha sonra cemaat ortamına ayak uyduramadı.Ama dinini de aksatmadı.Durmadan namaz kılıyor ve Allah’a güzel görünebilmek için hep iyi şeyler yapıyordu.Bir gün Allah’ın,yaptığı iyiliklere karşı onu ödüllendireceğini düşünüyordu.Öyle de oldu zaten.Üniversite giriş sınavını mükemmel bir puan alarak iyi bir üniversiteye gitti.Orada değişik insanlarla tanıştı.Ateist arkadaşları bile oldu.O herkesin inançlarına saygılı davranıyordu.Ekonomi bölümünü bitirdikten sonra iyi bir işe yerleşti.Gerçi patronun tavırlarından biraz çekinse de o işe başlaması gerekiyordu.Çünkü artık iki arkadaşıyla beraber eve taşınmıştı.Üçü de bekardı.Yüksek kiralarla başa gelebilmek için hepsi yaptıklarının en iyisini yapmaya çalışıyorlardı.Ama en çok çalışanlar diğer iki arkadaşıydı.Biri Ahmet biri Kerimdi.İkisiyle de üniversite yıllarına dayanan bir dostlukları vardı.&lt;br /&gt;    Bir anda yanından geçen araba paltosunun sağ tarafını çamur etti.Küfür etmeyi sevmezdi ama çok sinirlenince de kendini tutamazdı.Bu da olunca bastı küfrü arabanın arkasından.Botları da çamur içinde kalmıştı.&lt;br /&gt;    Aniden önüne yaşlı bir kadın çıktı.Başı kapalı yüzü bembeyazdı.Pamuk gibi elleri vardı.Gözlerinde biraz mahcupluk…Mustafa’nın gözlerine bakarak;&lt;br /&gt;    “Oğlum araba param kalmamış.Ayaklarımda ağrıyor bu soğukta.Sana ayıp olmazsa bana bir araba parası verebilir misin?”dedi yaşlı kadın.Yüzünde çok saf bir masumluk vardı.Her an ağlayacak gibi.Çok utanmıştı herhalde.Kafasını bile kaldıramıyordu.&lt;br /&gt;    “Ne demek teyze.Senin isteğini yapmayacağım da kiminkini yapacağım.”Mustafa bu vesileyle gene Allah’a güzel görünebileceğini düşündü.Cebindeki bütün bozuklukları kadına verdi.&lt;br /&gt;    “Helal et oğlum.”&lt;br /&gt;    “Helalı hoş olsun teyze.”dedi bir sevinçle.&lt;br /&gt;    Otobüs durağına giderken elini cebine attı.Hiç bozuk para kalmamıştı.Cebindeki bütünlükleri de cimrilik yaparak bozdurmamayı düşündü.Bugün de yürüyelim,dedi sırıtarak.&lt;br /&gt;    İstanbul’un bu sokaklarını hiç görmediğinden biraz şaşırdı.Sonra da yanlarından geçenlere bakarak bir ürkmüş gibi görünmeyi başardı.Bu sokaklar büyük caddeler değildi.Orada genellikle polisler bulunurdu.Buraları ise çeteler kontrol ederdi.Bu dar sokaklardan ilerlerken hassas burnuna değişik kokular geliyordu.Bir tarafta sidik kokusu,bir tarafta yanık kokuları ve bir tarafta da kan kokusu.&lt;br /&gt;    Mustafa dalıp gitmişken önüne dört beş tane genç çıktı.Saçları başları dağınık ve pis kokuyorlardı.Ellerinde bıçaklar ve çakılar vardı.Diğer ellerinde ise gazeteye sarılı uyuşturucu maddeler.&lt;br /&gt;    “Çıkar paraları kız oğlanı.”dedi biri.Yüzünde direkt bir sinir ifade.Nefret verici ve de ürkütücü.&lt;br /&gt;    “Bende para falan yok.”diyerek sıyrılmaya çalıştı ama tuttular.Biri bıçağını boğazına yasladı ve cebindekileri almaya çalıştı.Bunun üzerine bıçaklıyı kolundan tutup arkaya doğru itti.&lt;br /&gt;    “Siktir gidin buradan.Bende para falan yok.”dedi bağırarak.&lt;br /&gt;    “Gel lan buraya piç kurusu.”diyerek üstüne doğru yürümeye başladı Mustafa’nın.Mustafa onun tuttuğu gibi diğer tarafa attı.Ama bir an da bu soğukta sırtında bir sıcaklık hissetti.Arkasına döndüğünde bıçağın sırtına saplı halde durduğunu gördü.İlk başta yere çöktü.Hareket edemedi.Sonra bir iki kişinin kendisini tekmelediğini hissetti.Yere yığılıverdi tam olarak.Bu sefer Allah ona yardım etmemişti.&lt;br /&gt;                                                                                                          ***&lt;br /&gt;    “Ahmet,ben Kerim Mustafa’yı gördün mü?İşe de hiç gitmemiş.Haber de vermemiş.Meraklanmışlar.Bana haber verip ne olduğunu öğrenmeye çalıştılar ama bende bilmiyorum.Sen biliyor musun?”dedi endişeli bir şekilde.Ahmet ürkmüştü.Hiç cevap vermedi.Sonra biraz duraksadı ve;&lt;br /&gt;    “Hayır,bende bilmiyorum.Evi aradın mı?”&lt;br /&gt;    “Evet.Evde kimse yok.Bu saate kadar nerde olabilir ki…”&lt;br /&gt;    “Bilemiyorum.”dedi Ahmet.&lt;br /&gt;    Saat gece bire doğru geliyordu.Ahmet ile Kerim daha uyumamışlardı.Mustafa’yı merak ediyorlar ama ona da ulaşamıyorlardı.Telefonu kapalıydı.Ahmet daha fazla dayanamayıp oturduğu yerden kalktı.Ne yapacağını pek bilemiyordu.Niye kalktım,diye geçirdi içinden.Sonra mutfağa geçti.Dolaplardan fincan çıkardı.&lt;br /&gt;    “Kahve içer misin?”dedi Ahmet.&lt;br /&gt;    “Evet,sütlü olsun”&lt;br /&gt;    “Baş üstüne hazretleri.”dedi gülerek.Gerçi gülecek pek hali de kalmamıştı.&lt;br /&gt;    Elindeki fincanları ve şekeri bir tepsiye koyarak salona geçti.Tepsiyi Kerim’e uzattı.Bir gözüyle de ona işaret yaparak sütlü olanı gösterdi.Gözleri ve kulakları telefondaydı.Gelecek bir haber bekliyorlardı.Bu kadar endişelenmek yersizdi aslında.Çünkü yirmi altı yaşındaki biri için bu saatlerde eve dönmek  mümkündü ama Mustafa öyle biri değildi.Sadece evden işe işten de eve gidip gelirdi.Alış verişleri bile Ahmet ile Kerim’e bırakırdı.Genellikle eve kapanıp ibadet ederdi.Eğer sıkılımca bunu Allah’a belli ettirmemek için de “Çalışmam da lazım.”derdi.Bu sefer kendi odasına çekilip ekonomi kitaplarını okurdu.Dergilere göz atardı.Bu aralar Karl Marx’ın Kapital yapıtına başlamıştı.Üç koca ciltlik bir yapıt.Marx dan nefret ederdi ama ekonomi alanda yarattığı teorilere bayılırdı.Onun kapitalizmin nasıl işlediğini anlatan bütün eserlerini okudu.Tabi bunlardan en önemlisi olan Kapital’in de ikinci ciltindeydi.Marx dan nefret etmesinin nedeni onun bir komünist oluşuydu.Ona göre bütün komünistler Allahsızdı.Kendisini inançlara saygılı biri gibi göstermeye bayılırdı.Ama aslında pek öyle değildi.İçten içe biraz nefretlik başlardı.&lt;br /&gt;    Telefon çalınca Ahmet elindeki kahveyi üstüne döktü. “Allah kahretsin!” diye inledi.Bunun üzerine telefona Kerim baktı.&lt;br /&gt;    “Efendim?”dedi Kerim ciddi bir ifadeyle.&lt;br /&gt;    “Merhaba.Acaba Ahmet beyle mi görüşüyorum?”dedi telefondaki adam.Biraz aceleci gibiydi.&lt;br /&gt;    “Ben ev arkadaşıyım.O şimdi müsait değil de.”&lt;br /&gt;    “Anladım.Bakın ben hastaneden arıyorum.Burada bir hastamız var.Cüzdanını bulamadık.Sadece cebinde bu telefon numarasını bulduk.Üstünde Ahmet yazıyordu.Bizde aradık.Acaba gelebilir misiniz?”&lt;br /&gt;    “Hangi hastane?”dedi Kerim.Cevabı aldıktan sonra Ahmet ile beraber hemen çıktılar.Otobüsle gitmek yarım saat sürerdi.Hem şimdi otobüste yoktu.Hemen bir taksi durağına gidip taksiye atladılar.&lt;br /&gt;    Bulutlar pembeleşmişti.Her taraf pembe ile döşenmiş gibiydi.Ve bir de iri iri karlar.Sokak lambasından bakınca epeyi hızlı yağıyorlar.Sokak lambasının altında yatan şarapçılar.Uzun sakallı uzun saçlılar.Hepsinin ağızları leş gibi kokar.Tanrı katında hepsi birer günahkar.&lt;br /&gt;    Apar topar hastaneye gelen Kerim ile Ahmet hemşirelere sorarak Mustafa’nın kaldığı odayı buldular.Mustafa daha uyanmamıştı.Yanında sarışın bir kız vardı.Sonra bir doktor Ahmet’in yanına yanaştı.&lt;br /&gt;    “Siz akrabası mısınız?” dedi doktor.&lt;br /&gt;    “Yok,hayır.Ben arkadaşıyım.Aynı evde kalıyoruz.Durumu nasıl doktor bey?”&lt;br /&gt;    “Arkadaşınızın durumu hakkında pek iyi şeyler söyleyemeyeceğim.Aldığı bıçak darbesi onun tekerlekli sandalyeye mahkum edebilir.Dua edelim ki yürüyebilsin.”dedi doktor üzüntülü bir şekilde.Gerçi Ahmet ondan biraz sinir almış gibi görünüyordu.Sanki yaptıkları çok basit bir oyun gibi.Bu kadar kolay nasıl söyleyebilir ki bunları.&lt;br /&gt;    “Peki şu sarışın bayan kim?”dedi Kerim.&lt;br /&gt;    “O bayan,arkadaşınızı buraya getirdi.O sokaktan geçerken görmüş.Sonra hastaneyi arayarak ambulans istedi.”dedi doktor.&lt;br /&gt;    “Kendisi Türk mü?”diye lafa karıştı Ahmet.Çok merak etmişti bu bayanı.&lt;br /&gt;    “Yok.Yani bilmiyorum.Ama Alman bence.Türkçesi az çok var.”&lt;br /&gt;    “Almanlara da benziyor zaten.”dedi tiksinerek Ahmet.&lt;br /&gt;    “Desene bizim sofuyu bir hristiyan kurtarmış.”dedi Kerim büyük bir kahkaha atarak.Fakat Ahmet ona öyle bir baktı ki buranın bir gülünecek ortam olmadığını apaçık belli ettirdi.Gerçi onun belletmesine gerek yoktu çünkü hastaneydi.Ne kadar şakacı olunabilir ki…&lt;br /&gt;    Ahmet kadının aynına gidip teşekkür etti.Kadın gülümseyerek başını aşağı yukarı salladı.Ahmet İngilizce ismini sorunca kadın bir daha güldü.&lt;br /&gt;    “Ben sizin dili biraz biliyor.Merak etmeyin.Türkçe konuşun.”dedi.&lt;br /&gt;    “İsminiz nedir diye soracaktım.”&lt;br /&gt;    “İsmim Ayşe.”dedi.Tabi bunun üzerine Ahmet biraz duraksadı. “Annem Türk’tü de.”diyerek ekledi. “Babam Almanmış annem ile İstanbul’da tanışmışlar.”&lt;br /&gt;    “Memnun oldum.Benim ki de Ahmet.Arkadaşıma yardım ettiğiniz için teşekkür ederim.”&lt;br /&gt;    “Bu ikinci edişiniz.Benim için hiç önemli değil.Ne de olsa insanız değil mi?”dedi iki kaşını da havaya kaldırarak.Bu durum Ahmet’i rahatsız etti.Sanki kadın ona bir şey vurgularmış gibiydi.&lt;br /&gt;    Kerim Ahmet’in yanına gelerek ne konuştuklarını sordu.Ahmet hepsini anlattı.Zaten pek bir şey de konuşmamışlardı.Ayşe,Ahmet’ten arkadaşın ismini sordu.Eliyle göstererek Kerim,dedi.Ayşe bu sefer eliyle Mustafa’yı işaret etti.&lt;br /&gt;   “O Mustafa.”dedi gülerek.Kerim de bu duruma bozulmuştu biraz.&lt;br /&gt;   “Mustafa.Annemin dedesinin ismi.”dedi Ayşe.&lt;br /&gt;   “Evet.Türkiye’de yaygın isimlerdendir.Mesela benim ismim de öyledir.Sizin isminiz de.”dedi Ahmet.Sohbeti epeyi uzatmışlardı.Zaten saat de gece 3.30’a ulaşıyordu.Ayşe kalkması gerektiğini vurguladı.&lt;br /&gt;   “Yarın gene uğrayacağım.Geçmiş olsun.”&lt;br /&gt;   “Tekrardan çok teşekkür ederim.”dedi Ahmet inceden bir gülümseyerek.&lt;br /&gt;   Gece saat 5.00’te Mustafa uyanabildi.Yanında Ahmet ile Kerim’i görünce ferahladı biraz.Yaşamasına sevinmiş olacaktı ki gülümsemeye çalıştı ancak sırtındaki acı onu engelledi.Hemen yüzünü buruşturdu.Elini yatağın yanındaki masanın üzerindeki bardağı alabilmek için oraya doğru uzattı.Fakat alamayınca Kerim aldı.Gülerek ona verdi.Mustafa bu durumu kendisini küçümsenmiş gibi hissetmesine neden olmuştu.Başını yastığı iyi bir dayadı.Ahmet’in çağırdığı doktorlar da gelmişti zaten.Doktorlar Mustafa’yı kontrol ettikten sonra Ahmet’e döndüler.İki kaşını da kaldırarak maalesef anlamında bir ifade kullandı.Bu doktor gerçektende mimiklerini çok iyi kullanıyordu.Doktorlarla beraber Ahmet’te çıktı.&lt;br /&gt;    “Bakın doktor bey,Mustafa’nın yürümesi lazım.Daha kaç yaşındaki.O çok genç onu yürütmeye çalışın.”dedi yalvarırcasına.&lt;br /&gt;    “Ahmet bey,bizim yapabileceğimiz hiç bir şey yok.Bakın bıçağın girdiği yer gerçektende çok tehlikeliydi.Şükür edelim ki ölmedi.”dedi sarışın bir doktor.O öyle diyince Ahmet ona baktı.Kaşları çatık ve gözlerinden damlalar gelmeye başlamıştı.O sinirle o doktoru bir süzdü.Uzun boylu ve sarışındı.Normal yapılıydı.Ahmet ona vurmak istedi ama yapamadı.O kadar cesaretli değildi.Doktorun onu orada halt edeceğini biliyordu.Sonra gözlerini silerek odaya girdi.Koltuğa oturdu.Mustafa’ya baktı uyumuştu.Onu öyle görünce o da uyudu.&lt;br /&gt;    Güneş bugün çok erken doğdu.İstanbullular kaç günden beri güneşe hasret kalmışlardı.Sokaklardaki karları şimdiden eritmeye başlamıştı bile.Bu yüzden her taraf çamurdu.İnsanlar bu erken saatte dışarı doluşmuşlardı.Çok yoğun bir şehir olan İstanbul bu sabah daha yoğundu.Güneşi de bahane ederek hafta sonunu geçirebilmek için kahvaltı salonlarına doluşmuşlardı.Ve bu salonlarda ter kokusu baskındı.Kahvaltılık malzemeler en güzelleriydi.Lüks bir ortamdan çıkarak herkesin aynı şeyi yediği bir ortam.Gerçi parası olan daha lüks yerlere gidiyorlardı ama köşe başlarındakiler daha dikkat çekiciydi.Beyaz peynir,kaşar peynir,salatalık,domates,yedi sekiz tane yeşil zeytin…Gerçekten de sıcak bir ortamdı.&lt;br /&gt;    Güneş perdeyi de sıyırıp odanın karşısındaki aynaya yansıyordu.Oradan da Mustafa’nın yüzüne.Gözlerini zor zoruna açabildi.Ahmet’e baktı.Arkadaşını uzun bir süreden sonra bu kadar yakın görüyordu.Genellikle evde kendi odalarında oldukları için pek sıklıkla yan yana oturup muhabbet edemiyorlardı.Ona bir baktı.Elindeki eldivenleri hala çıkarmamıştı.Üstünde kalın bir mont vardı.Siyahtı.İçine kot pantolon ve çizgili bir kazak giymişti.Sonra yüzüne baktı.Alnı genişti.Saçları ise seyrek.Genellikle gülünce alnında çizgiler belirirdi.Ahmet bundan çok nefret ederdi.Burnu uzundu.Gözleri birbirine yakındı.Zaten yüzü de uzun ve inceydi.Biraz sakalları çıkmıştı.Pek unutmazdı tıraş olmayı ama herhalde yoğunluktandır,diye düşündü Mustafa.Fakat daha fazla dayanamadı gözünü alan güneşe.Ahmet’i uyandırarak perdeyi çekmesini istedi.Ahmet hemen kalktı ve perdeyi çekti.Sonra Mustafa’nın yanına geldi.&lt;br /&gt;     “Geçmiş olsun dost.”dedi gülerek.&lt;br /&gt;     “Sağ ol dost.”diye karşılık verdi.&lt;br /&gt;     “Kim yaptı?”&lt;br /&gt;     “Sokak itleri.”&lt;br /&gt;     “Burada çoklar demi.”&lt;br /&gt;     “Hem de nasıl.”diyerek gülmeye başladı Mustafa.Aklına onlarla girdiği mücadele gelmişti.Pek gülünç bir şey yoktu ama kendisinin haline gülüyordu herhalde.O kalın paltoyla onları öbür tarafa iterken ki hali geldi.Zor zoruna hareket edebilmişti.&lt;br /&gt;     “Ayaklarımı hissetmiyorum Ahmet.”dedi Mustafa.Bir şeyler biliyormuş gibiydi. “Ne yapacağız.Yürüyebileceğiz mi?”dedi.Yüzü o an buruşmuştu.Kaşları hemen aşağı doğru inmişti.&lt;br /&gt;     “Yürürsün yürürsün.”dedi Ahmet.Bu konuyu açma cinsinden tavır aldı.&lt;br /&gt;     “Yürürüm yürürüm.”dedi Mustafa.&lt;br /&gt;     Öğleye doğru Kerim’in kendisi için aldığı şeyleri yedi.Çubuk kraker ve meyve suyu.Karnını biraz doyurmuş gibiydi.Birden içeri Ayşe girdi.Aman Allah’ım bu da ne böyle,dedi Mustafa.Yanındaki Ahmet’e dönüp hayal görmediğini öğrenmek istedi.&lt;br /&gt;     “Merhaba.Uyanmışsınız.”dedi Ayşe.&lt;br /&gt;     “Merhaba.Mustafa bu Ayşe seni kurtaran Alman.”dedi Kerim.Gene o dünkü gülüşünü yapmıştı.Ve gene o bakışları görmüştü Ahmet’ten.&lt;br /&gt;     “Merhaba.Sağ olun.Gerçi ben gelirdim hastaneye ama…”dedi gülerek.&lt;br /&gt;     “Baktım uyumuştunuz.Ben de dedim şu uyuyan güzeli kaldır mıyım.”dedi Ayşe.Bu sefer de o bir kahkaha basmıştı.&lt;br /&gt;     Güneş batana kadar Ayşe ile muhabbete girdiler.Bu duruma çok memnun olmuş gibi görünüyordu Mustafa.Yürüyememesine bile aldırış etmiyormuş gibiydi.Daha sonra Ayşe gitti.Bu tam yirmi gün boyunca böyle devam etti.Hatta o kadar beraberlerdi ki hafta içleri Mustafa’nın yanında Ayşe kalıyordu.Taburcu olurken bile eve onu Ayşe götürdü.Tabi ki de tekerlekli sandalyede.Mustafa artık her şeyi öğrenmişti zaten.Bundan böyle yürümek yoktu.&lt;br /&gt;     Eve girer girmez Mustafa odasına geçti.Özlemiş olacaktı.Ayşe’den de yardım alarak yatağına uzandı.İki elini de kafasının arkasında birleştirdi.Gözünü kapattı.Hassas burnu hastanede çok yorulmuştu.Aldığı ilaç,iğne,serum vs. bir sürü koku.Şuan evde o kadar mutluydu ki.Odasının nemden dolayı kokmasına rağmen çok ferahtı.Sonra gözünü açtı.Ayşe’yi gördü.Bir kadın bu kadar güzel olabilir mi,diye geçirdi içinden.Saçlarının sarılığı o kadar abartılı değildi.Koyu sarı gibiydi.Gözleri okyanus mavisi gibi.Dudakları dolgun ve kırmızıydı.Makyajsız bile kırmızıydı.Çok canlıydı.Küçük bir burnu vardı.Her burnuna baktığında kendi burnuna da bakıyordu.Benimki niye bu kadar büyük,diye sinirlenirdi.Boyu normaldi.Kilosu da öyle.Gerçekten de güzel bir kızdı.&lt;br /&gt;     “İçerde Kuran var.Getirebilir misin?”dedi Mustafa.Hastane de kaldığı sürece ne bir namaz kılabilmişti.Ne de bir Kuran okuyabilmişti.Her defasında Ahmet’e söylüyordu getirsin diye ama Ahmet’te her zaman unutuyordu.&lt;br /&gt;     “Tabi.”dedi Ayşe.&lt;br /&gt;     Abdestsizdi ama Allah’ın bunu sorun olarak görebileceğini sanmıyordu.Kaldığı yerden okumaya başladı.Bu sefer Türkçesini okudu.Ayşe’nin de duymasını istedi.Söyledikleri Ayşe’yi etkilemişti ama o da dinine bağlı biriydi.Bu sefer Ayşe cebindeki küçük cep İncil’i çıkardı.O da bir bölüm okudu.&lt;br /&gt;     “Aslında ikimizin de söyledikleri aynı değil mi?”dedi Ayşe. “İkimiz de aynı şeyleri söyledik.Yalnız sizin peygamberiniz Muhammed bizimkisi İsa.”&lt;br /&gt;     “Ne de olsa ikisi de tek Allah’ın elçileri değil mi.”&lt;br /&gt;     “Haklısın.Dinler üzerinde ki baskıya ne diyorsun.”dedi Ayşe.Sanki Mustafa’yı dener gibiydi.Irkçı mıydı acaba? Diye düşünmekten geri kalmıyordu.Kendisi hem Alman hem de Hristiyan’dı.&lt;br /&gt;     “Bence herkes dilediğine inanmalı.İnsanı zorla bir dine yöneltmek o insanı o dinden nefret etmesine neden olur.”dedi.Fakat gene yalan söylüyordu.Hiç bir zaman doğruyu söylemiyordu bu konuda.Küçük düşeceğine inanıyordu.Aslında herkesin Müslüman olmasını istiyordu.Ama dile getiremiyordu.&lt;br /&gt;     Akşama doğru Ayşe gitti.İlk önce Kerim sonra da Ahmet geldi.Beraber salonda yemek yediler.Kaç aydan beri beraber yemek yememişlerdi.Herkes kendine bir şeyler çıkarıp kendileri yerdi.Ama bugün Mustafa’nın şerefine kadeh bile kaldırıyorlardı ya da sadece Kerim kaldırıyordu.Ahmet ile Mustafa asla ağızlarına içkiye sürmemişlerdi.Çünkü İslam da içki haramdı.Kerim yaptığı güzel meze salatalarıyla beraber bir büyüğü devirmişti bile.Kafası davul gibi vurmaya başlayınca durdu.Kafayı bulduğunu hissetti.Bunu Mustafa’da hissetti.Onu Ahmet kaldırıp odasına götürdü.&lt;br /&gt;     “Yok da kardeşim.İçmeyi bilmiyorsan içme.Biz içiyor muyuz.”dedi Ahmet.Çok sinirliydi.Kerim odasına bırakmış içeri gelmişti.&lt;br /&gt;     “Hayvan ya.Ancak bir hayvan bu kadar içebilir.”dedi Ahmet.Mustafa sadece gülmekle yetindi.Bir an sırtında bir acı belirdi.Fazla umursamadı.Yalnız bir kere daha olunca elini oraya attı.Gelen kandı.Dikişleri patlamıştı.Çok zorlamış olmalıydı.Ahmet’e elini gösterdi.Ahmet görür görmez bakakaldı.Kandan büyük bir tiksinti duyardı.Hemen bir taksi çağırdı.Kerim de zaten uyuyordu.Kendisinin ilgilenmesi gerekliydi.Taksi gelir gelmez onu aşağı indirdi.Tabi bu çok zor olmuştu.Tekerlekli sandalyeli birini üçüncü kattan aşağı indirmek epeyi yorucuydu.Giderek kollarının koptuğunu hissetti.En sonunda aşağı inmişti.Taksici görür görmez yardıma geldi.&lt;br /&gt;     “Abartılacak pek bir şey yok beyefendi.Dikiş yerleri patlamış.Genellikle olur böyle şeyler.Yalnız fazla kan kaybetmesi onun için tehlikelidir.Bu yüzden bir daha olduğu zaman daha erken burada olun.”dedi doktor.Nasihat verir gibiydi.&lt;br /&gt;     “Peki.Merak etmeyin.”dedi Ahmet. “O, ne zaman ayılır?”&lt;br /&gt;     “İki üç saate kadar ayılır merak etmeyin”&lt;br /&gt;     “Sağ olun.”&lt;br /&gt;     Ahmet orada gece dörde kadar bekledi.Mustafa uyanınca doktora haber verdi.Gece beşte taburcu edildi.Hemen bir taksi çağırıp Mustafa’yı arabaya bindirdi.Tekerlekli sandalyelerini de bagaja.Eve doğru gitmeye başladılar.Daha güneş doğmamıştı bile.İnce bir soğuk insanı titretiyordu.Ay tam bir hilal şeklini almıştı.Yıldız kaynıyordu gökyüzü.Herhalde sabah hava güneşli olacak,diye düşündü Mustafa.Sırtındaki acı dinmemişti.&lt;br /&gt;     Taksi apartmanın önünde durdu.İlk başta bagajdaki tekerlekli sandalyeyi çıkardılar.Daha sonra da Mustafa’yı ona oturtturdular.Taksicinin yardımını Ahmet geri çevirmemişti.Beraber üçüncü kata kadar çıktılar.Ahmet taksiciye teşekkür edip cebine daha fazla para sıkıştırdı.Adam da ona teşekkür etmeyi geciktirmedi.&lt;br /&gt;     “Haydi uyan geri zekalı.İşe geç kalacaksın.”diyordu Ahmet Kerim’e.Bu sesleri duyan Mustafa gülmekten başka hiç bir şey yapmıyordu.Daha doğrusu yapamıyordu.İş için izin almıştı.Tabi ki de bu beyaz bir yalandı.Ahmet onu işten direkt almıştı.Çünkü çalıştığı işe tek başına gitmesi mümkün değildi.Bu yüzden onu evde tutuyordu.Mustafa’da bu saatlerini kendisini dine vererek geçiriyordu.&lt;br /&gt;     “Tamam bırak az bir şey daha uyuyayım.”diye yalvarıyordu Ahmet’e Kerim.&lt;br /&gt;     “Daha ne kadar uyuyacaksın dün geceden bile haberin yok.”&lt;br /&gt;     “Ne oldu ki?”dedi Kerim umursamazsızca.&lt;br /&gt;     “Mustafa’yı hastaneye götürdüm.Dikişi patladı.”&lt;br /&gt;     “Beni niye uyandırmadın?”dedi Kerim.Endişelenmişti. “Eee…Şimdi nasıl?”&lt;br /&gt;     “Seni nasıl uyandıracaktım ki.Kalkacak halin mi vardı.Merak etme şimdi iyi.”&lt;br /&gt;     “İyi,o zaman.Çık da giyineyim.”&lt;br /&gt;     “Tamam.”dedi Ahmet.Kerimi pek sevmiyordu aslında.Ama ne yapsın ev arkadaşıydı.Dışarı çıkarken ona öylesine bir baktı ve daldı.Uzun boyluydu epeyi.Kalıplıydı da.Mustafa gibi değildi.Yüzü yuvarlaktı.Boynu uzundu.Gür ve kıvırcık saçları vardı.Kalın kaşlıydı.Saçları ve kaşları siyahtı.Burnu uzun değil ama enliydi.Dudakları da kalın.Çenesinde bir gamzesi vardı.Gözleri de siyahtı.Çukurluk vardı göz çevresinde.Çok çalışmaktan dolayı gözaltları şişmişti.&lt;br /&gt;     Ahmet ile Kerim işe gitmek için evden çıktılar.Mustafa’yı yataktan tekerlekli sandalyesine oturmuşlardı yalnız canının sıkıntısını geçirememişlerdi.Kaç günden beri abdestte alamıyordu.Fakat bugün teyemmüm yapacaktı.Elini duvara sürdükten sonra kollarını sıvazladı ve teyemmüm yapmaya başladı.Gerçi teyemmüm su sıkıntısı olduğu zaman yapılıyordu ama ne yapsın suya elini vuramayınca ancak teyemmümle abdest alabiliyordu.Abdest aldıktan sonra salona geçti.Kıbleye dönerek oturduğu yerden namazını kılmaya başladı.Sabah namazının farzını kılıyordu.Tekerlekli sandalyeye bağlı olmadan önce her sabah ezan sesi ile beraber kendisi de kalkardı.Abdestini alıp namazını kılardı.Bunu hiç aksatmazdı.Fakat artık farzlarını bile çok zor kılıyordu.&lt;br /&gt;     Namazını bitirip odanın köşesine çekildi.Kuran’ı aradı ama bulamadı.Sonra odasına geçti.Ogün Ayşe buraya getirmişti.Odasında okumaya başladı.Birden kapı çaldı.Saat daha sabahın dokuzuydu.Kapıyı açmak için tekerlekleri öne doğru sürdü.Oturduğu yerden biraz zorlanarak kapıyı açtı.Bu Ayşe’ydi.Hemen eğilip Mustafa’yı yanağından öptü.Buna Mustafa epeyi şaşırmıştı.Ayşe ayakkabılarını çıkarıp içeri geçti.Sonra kapıyı Mustafa kapattı.Karnının guruldadığını fark etti.Ayşe’nin yardımıyla iyi bir kahvaltı yaptılar.Sonra salona geçtiler.Ayşe camın yanındaki koyluğa oturdu.Camdan yağmuru izledi.Güzel yağıyordu.Mustafa bu yağmuru görünce bıçaklandığı günü hatırladı.Ürktü bir anda.Hemen Ayşe’nin yanına doğru geldi.Onun ellerinden tuttu.&lt;br /&gt;     “Biliyor musun çok korkuyorum.”dedi Mustafa.&lt;br /&gt;     “Neden?”dedi Ayşe.Pek merak etmemiş gibiydi.&lt;br /&gt;     “Bir gün yanıma hiç gelmezsen.”dedi Mustafa.Bunu söylediğine kendisi bile inanamadı.Başka bir şey söylemek istemişti aslında.sonra utanarak kafasını aşağı eğdi.Ayşe buna gülerek cevap verdi.&lt;br /&gt;     “Merak etme.Ben senden hiç ayrılamayacağım.”dedi Ayşe.Bu Mustafa’nın çok hoşuna gitmişti.Biraz zorlanarak da olsa Ayşe’nin yanağına bir öpücük kondurdu.&lt;br /&gt;                                                                                                          2.&lt;br /&gt;     “Efendim.Onu öldüremedik.Nasıl bir plan kurmalıyız?”&lt;br /&gt;     “Bunu bana mı soruyorsunuz.Benim gibi bir şeyhe.Benle dalgamı geçiyorsunuz siz.Ben kimseyi öldürmek için plan yapamam.”diyordu yanındaki adamlara Efendi.Oturduğu tahtın yanına koyulmuş uzun tespihini eline aldı.Bismillah,diyerek çekmeye başladı.Herkes susmuştu.Bütün başlar yere bakıyordu.Yarım saat böyle sürdü.Kimseden çıt çıkmadı.Efendi daha sonra sakalını kaşıdı.Düşünüyormuş gibi yaptı. “Bana onu çağırın.”dedi emirber bir tavırla.&lt;br /&gt;    “Efendim o şimdi çok meşgul.Biliyorsunuz ki şu an ki planımız böyle ilerliyor.”dedi yanındaki kısa boylu adam.Saçı ve sakalı birbirine girmişti.Çok kaşınıyordu ama Efendi’sinin yanında kaşımıyordu.Gözleri hala yere bakıyordu.İnce suratını sağa çevirdi.Diğerlerini gördü.Karanlıktı burası.Korktu.Duvara asılı loş ışıldaklar pek fayda etmiyordu.Kocaman bir tavanı vardı.Cami gibiydi ama değildi.Daha çok tarihi bir mekana benziyordu.Arkada kocaman Arapça harflerle yeşil bir bezin üstüne beyazla Allah ve Muhammed yazıyordu.Başını kaldırmak istedi ama yapamadı.Başı ağrımaya başladı.&lt;br /&gt;    “Bana onu getirin dedim.Bana bir cümleyi iki kere söyletmeyin.”dedi kesin bir halde Efendi.&lt;br /&gt;    “Peki,Efendim.”dedi kısa adam.Efendisinin yanına giderek avucunun içini öptükten sonra bu yerden dışarı çıktı.Ferahlamış gibiydi.Epeyi yürüdükten sonra arabasını park ettiği yere geldi.Etrafa bir baktı.Kimseyi göremeyince arabasına bindi.Boğaz köprüsünden geçerek Anadolu yakasına geçti.Arabanın sağındaki saate baktı.Saat 03.30du.&lt;br /&gt;    Evin kapısını açarken biraz tedirgin davrandı.Eli ayağı boşalır gibi oldu.Sonra kendisini toparladı.Anahtarla kapıyı açtı ve içeri girdi.Ayakkabısını çıkarıp ayakkabılığa koydu.Sonra salona geçti.Uyumadı ya da uyuyamadı.Kendisine acı bir kahve yaptı.Bu uykusunu daha iyi kesti.Düşündü.Sonra cebindeki telefonu çıkardı.Mesaj bölümüne girerek; “Yarın saat 14.45’te her zaman ki yerde.Önemli.Efendinin emridir.”yazdıktan sonra numarayı yazdı.Yolladı.Salondan çıkıp ikinci kata çıktı.Abdestini tazeledi.Ezanın okunmasına daha bir saat vardı.Oturdu Kuran okudu.Bir saati böyle geçirdikten sonra Kuranı aldığı yere koydu.Namazlığını alarak kıbleye doğruldu.Namazını kılmaya başladı.Daha sonra odasına geçti.Yatağını özlemiş gibiydi.Üstüne çarşafını alarak uyumaya başladı.Uykuya hasret olduğunu anladı.&lt;br /&gt;    Yastığın altındaki telefon titremeye başlamıştı.Yavaş yavaş yükselen bir sesle Faruk’u uyandırdı.Eline telefonu aldı ve saate baktı.Saat 08.25’ti.Ancak üç buçuk saat yatabilmişti.Kalktı.Kendisine iyi bir kahvaltı hazırladı.Kahvaltısını bitirdikten sonra çayını tazeledi.Salona geçti.Pencereden dışarıyı seyretti.Bu ev İstanbul’un boğaz manzarasına sıfırdı.Çayını yudumlarken aklına ikindiye doğru olacak görüşme geldi.Bir ara kurtulmak istedi aslında bu saçmalıklardan ama ne fayda.O kurtulamazdı ancak onu kurtarabilirlerdi bu hayattan.Canı bugünlerde çok sıkkındı.Olan bitenlere karşı çok korkuyla bakıyordu.Daha cemaate gireli üç dört sene olmuştu.Bu mevki ye nasıl gelmişti o da anlamıyordu.İlk girdiği günleri hatırladı.Gene şimdi gibi korkak davranıyordu o zamanlarda.Arkadaşı sayesinde girmişti cemaate.Fakat daha sonra ibadeti ve zekası ile sözü dinlenecek konuma gelmeyi başardı.Aslında istediği bu değildi.Ama bu da kendisini gururlandırıyordu.Sonra cemaatin başındaki şeyh ile tanıştı.Ondan sonra da kendisine göre hayatı allak bullak olmuştu.Büyük bir çıkmazın içine girdi.Merhametsizliği gördü.Fakat onun yanında da pişkinliği.Dün şeyhin ağzından çıkan sözler aklına geldi. “Benim gibi bir şeyhe.”derken acaba kendiside şeyh olduğuna inanıyor muydu?.Peki ya plan yapamamasına ne demeli.Böyle bir pişkinlik var mıydı?Sorular ardı ardına tekrar ediyordu Faruk’un aklında.Bir an içini bir titreme aldı.Sonra pencereden sızan soğuk havayı hissetti.Yanındaki masanın üstündeki kağıdı kıvırarak oraya soktu.Biraz da olsa havanın girmesini engelleyebilmişti.&lt;br /&gt;    Trafiğin yoğunluğundan kurtulabilmek için erkenden çıkmayı düşündü.Odasına gidip kadife kahverengi bir pantolon giydi.Üstüne boğazlı karışık renkli bir kazak geçirdi.Sonra ayakkabılığın yanına gelerek botunu ayağına geçirdi.Üstüne uzun kadife montunu aldı.Boğazına da kısa atkısını sardı.Kapıdan çıkarken bir Ayete-l Kurs-i okudu.Bu dua evi şeytanlardan,hırsızlardan,cinlerden korurdu.Sola doğru yürüyerek arabasını park ettiği yere gitti.Arabaya tam binecekken gözüne sileceklerin arasına sıkıştırılmış bir kağıt gördü.Bunun bir ceza kağıdı olduğunu düşündü ama bir suç işlememişti.Kağıdı aldı ve açtı.Hemen arabaya atladı.Yollardan geçerken kırmızı ışık yandı.Fırsattan istifaden hemen telefonu çıkardı.Mesaj bölüme girdi. “Görüşme iptal.”yazıp dünkü numaraya yolladı.Boğaz köprüsünden geçerek Avrupa yakasına geçti.Dün gece geçtiği sokakları bu kes gündüz gözüyle daha iyi görüyordu.Bir an bu saatte hiç görüşmediğini düşündü.Acaba bir hata mı yaptım,diye söyleniyordu.&lt;br /&gt;    Arabayı park ettikten sonra binaya yaklaştı.Buraya handa diyebiliriz.Kapının üzerindeki büyük taşlarla kapıya vurdu.Yüksek bir ses çıkardı bunlar.Arkadan bir ses kim olduğunu sordu.Faruk cevabını alınca hiç meraklanmadan kapıyı açtı.&lt;br /&gt;    “Buyurun Faruk Bey.Efendimiz sizi bekliyor.”dedi bu sakallı ve cüppeli adam.Üstündeki uzun giysi onu içinde yok etmişti.&lt;br /&gt;    Faruk dar koridorlardan geçerek büyük bir yere geldi.Tavandaki küçük deliklerden ışıklar yansıyordu.Bu sefer karanlık değildi burası.Karşıda tahtında oturan şeyhi görür görmez başını yere eğerek onun yanına vardı.Avucunun elini öptükten sonra yere oturdu.Bu sefer yanında kimse yoktu.&lt;br /&gt;   “Bak Faruk.Kendine çeki düzen ver.Eski halinden tanınmayacak bir hale gel.Artık bu görev senin oldu.”dedi şeyh.&lt;br /&gt;   “Hangi görev efendim.”dedi korkuyla Faruk.&lt;br /&gt;   “İnfaz görevi.”dedi sırıtarak şeyh.Faruk’un içini korku kaplamıştı bile.Adam öldüremeyeceğini düşündü.Acaba cevap vermelimiydi.Fakat kendisini tutamadı.&lt;br /&gt;   “Efendin ben kimseyi öldüremem.”&lt;br /&gt;   “Unutma Faruk bu ölüm sana günah değil sevap getirecek.”&lt;br /&gt;   “Ama Efendim…”derken sözünü kesmişti bile şeyh.Yapacaktı yoksa kendisi infaz edilirdi.Anlat artık Faruk burası cemaat değil tarikattı. “Nereye düştüm?”der gibiydi Faruk’un suratı.Toparlanarak kendisini zor dışarı atabildi.Yüzünden terler boşalıyordu.Bir an çok sıcak olduğunu hissetti.Ama dışarıda aşırı derece bir soğukluk vardı.Ne yapacağını şaşırdı.Hemen arabasına koştu.Bindi.Yan koltuğun üstündeki kağıdı eline aldı.Yırttıktan sonra pencereden dışarı attı.Arabayı çalıştırdı.Motora iyice bir yüklendi.Gaza öyle bir basmıştı ki araba çok zorlandı.Vitesi hemen birden ikiye sonrada üçe aldı.Hızlı bir kalkış yaptı.Hemen bir berber aradı.Yolun en sonunda sağda bir tane gördü.Hızla oraya doğru sürdü.Tam önüne park etti.İnip bir saç sakal tıraşı oldu.Parasını çıkarıp verdi.Sonra arabaya atlayıp iyi bir mağazaya sürdü.Burada kendisine takım elbise aldı.Bir güneş gözlüğü ve bir de bir şapka.Daha bir plan kuramamıştı.Eve geldiğinde hemen banyoya geçti.Midesi bulanmıştı.Kustu.Sonra yüzünü bir yıkadı.Gidip mutfaktan bir bardak su içti.Kendine gelmeye çalıştı. Allah’ım ne yapıyorum ben.”der gibiydi.&lt;br /&gt;                                                                                                                  ***&lt;br /&gt;    Kapının önünde kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu Faruk’un.Aniden elini zile götürdü ve bastı.Bir süre sonra kapıyı bir bayan açınca Faruk şaşırdı.Fakat kendisinin toparlayarak;&lt;br /&gt;    “Günaydın.Mustafa Bey evde mi acaba?”dedi Faruk.&lt;br /&gt;    “Evde içeri buyurmaz mısınız?dedi bayan.Faruk girip girmeme konusunda kararsızdı.&lt;br /&gt;    “Gireyim.”dedi Faruk.&lt;br /&gt;    Ayakkabılarını çıkardıktan sonra bayanın kapıyı kapatıp ona yol göstermesini bekledi.Bayan önüne geçerek;&lt;br /&gt;    “Ben Ayşe.Mustafa’nın arkadaşıyım.”&lt;br /&gt;    “Memnun oldum.Bende Faruk.”derken Mustafa’nın yanına varmışlardı.Ama Faruk’un canı çok sıkıldı.Ne kadar havasız bir ortam,diye düşündü.Karanlık ve loştu.Güneş hiç girmemiş gibiydi.Nemden dolayı kötü kokuyordu.Mustafa’yı yatakta görünce gülümsedi.Sonra yanındaki sandalye oturdu.&lt;br /&gt;    “Merhaba.Ben Faruk.Biz bir yayın evinden geliyoruz.İngilizcenizin iyi olduğunu duyduk.Kitap çevirilerimizi yapabilir misiniz?”Biraz acemice bir plandı.&lt;br /&gt;    “Beni nerden tanıyorsunuz?”dedi Mustafa.Derken Ayşe gözleriyle bu ne demek gibi hareketler yaptı.&lt;br /&gt;    “Bir arkadaşımız önerdi.”dedi Faruk. “Sizin artık yürüyemediğinizi ve İngilizceyi çok iyi bildiğinizi söyledi.Zamanınızı evde geçirdiğinizi de öğrenince bunu yapabileceğinizi düşündük.Kabul eder misiniz?&lt;br /&gt;    “Çok iyi.Hadi kabul et Mustafa.Ben de yardım ederim sana.”dedi Ayşe.&lt;br /&gt;    “Bilemiyorum.Ne tür kitaplar bunlar.”&lt;br /&gt;    “Polisiye ağırlıklı olacak.”dedi Faruk.&lt;br /&gt;    “Peki hangi yayınevi bu?”dedi Ayşe.&lt;br /&gt;    “İnanç yayınları.”&lt;br /&gt;    “Ben hiç duymadım.Sen duydun mu Mustafa?”dedi Ayşe.&lt;br /&gt;    “Ben de hiç duymadım.”dedi Mustafa.&lt;br /&gt;    “Efendim.Yayınevimiz yeni kurulduğu için pek duyulmuş değildir.”dedi Faruk.Terlemişti.Yarım saate yakın bir konuşmanın ardından Mustafa kabul etti.Faruk yarın bir kitapla geleceğini ve yarın başlayabileceğini belirtti.Mustafa’da onayladıktan sonra Faruk gitti.&lt;br /&gt;    Faruk üç kat aşağı indikten sonra kravatını çıkardı.Çok terlemişti.Allah’tan yardım istiyordu.Ama yoktu yardım.Hiçbir yardım yok.Kendisini böyle düşündüğü için bir günahkar olduğunu düşündü.Ama sonra tövbe etti.Hemen siyah Opel’ine atladıktan sonra eve doğru sürdü.Sokaklardan geçerken gördüğü insanları rüyasında görünce ürktü.Eve gitmişti.Biraz uyuyakalmıştı.Evet insanları görmüştü.Kalktı gene terliydi.Banyoya gidip bir duş aldı.Ferahladı.Pijamasını giydi.Sonra ikindi namazını kıldı.Namazı bitirdikten sonra salona geçti.Koltuğa uzanmış düşünüyordu.Bugünlerde ne kadar çok şey düşünüyorum ,dedi.&lt;br /&gt;    Siyah Opel’ine bindi.Sonra durdu.Önünden geçen pasaklı çocuğa baktı.Üstü başı yırtık,yüzü kir pas içinde.Kendisine doğru gelmeye başladı.Faruk bundan ürkmüş gibiydi.Çocuk mendil satmak istedi.Faruk hiç karşı gelmeden dört beş tane aldı.Sonra gözleri doluyormuş gibi oldu.Kendisine arabanın yan aynasından baktı.Üstündeki cekete,gömleğe,pantolona,arabaya…Sonra geçmişteki hali geldi aklına.Cemaate ilk girişini.Karnını adam gibi ilk doyuruşunu.Sıcak yemekten ilk yiyişini.Belki de bu sebepten dolayı onları bırakamadı bir türlü.Onların yardımlarından dolayı.Sıcak yemek,yatak ve okul.Bu kadar iyi şeyler yapanlara karşı öyle bir kötülük nasıl yapardı?Sustu.Peki bu halim nedir,diye sordu kendine.Bu elbiseler,bu arabalar,bu evler…Daha açlıktan nefesi kokanlar varken benim bu lüksüm ne.Kendisine öfke püskürüyordu.Kravatını çıkardı.Nefes alabilmek için kafasını pencereden dışarı çıkardı.Serin bir rüzgar çarptı suratına.Bu onu biraz kendine getirmişti.Sonra siyah Opel’i çalıştırdı.Ne kadar da hızlı.Gavur malı,dedi.Nereye gideceğini bilmeden devam ediyor ve gittikçe de kendisine olan nefreti artıyordu.Gidip bankanın önünde durdu.Tamı tamına iki yüz elli milyar para çekti.Gidecekti buralardan.Paraya da ihtiyacı vardı.&lt;br /&gt;    “Bencil miydim ben?”dedi Faruk.İlk başta bu soruyu sordu kendine. “Ben ki kendime Müslüman diyorsam onu kurtarmalıyım.Onun bizim yaptığımız dolandırıcılığı bilmesi ve onu da bir gün açıklamasından korkuyorsak…Allah’ım hem Müslüman hem de dolandırıcı olunur mu?Olunur Faruk olunur.Senin o şeyh diye diye az kalsın donunu öpeceğin adam bir dolandırıcı.Amerika’da ki çiftlikleri,Türkiye’de ki okulları,marketleri,camileri,mağazaları…Hani komşusu açken kendisi tok olan bizden değildi.Peki biz hiç açları düşündük mü Faruk?Cevap versene.Korkuyor musun yoksa gerçeklerle yüzleşmekten.Haykır,bağır.Hadi söyle.Ben dolandırıcıyım de.Ama olmuyor demi.Bile bile gittin onlara.Bunu Allah’a nasıl açıklayacaksın Faruk.Ha salak Faruk söylesene.Sevap derken nasıl günahlar işledin haberin var mı senin?Yok.Nerden olacak.Senin gözün sadece para görüyordu çünkü.Peki o haram paralar.Söylesene Faruk söylesene.Sür arabayı Faruk sür.Bir de intihar et ki kurtul bu hayattan.O zaman cehennem sana hoş geldin desin.Fakat güle güle demesin demi Faruk.Cennet yüzü göremeyeceksin değil mi Faruk?Hadi Faruk son kes bir iyilik yap.Kurtar onu ki Allah seni affetsin.Allah affedicidir.Tövbe diyeni affeder Faruk.Tövbe Allah’ım tövbe.Bak Faruk Allah seni affetti.Şimdi sıra sen de değil mi?İyilik yapmakta Faruk.Ah Faruk ah…”&lt;br /&gt;    Arabasına atladığı gibi İstanbul’dan çıkmak istedi.Bir şey düşünmemeye çalıştı.Nereye gidecekti?Annesini,kardeşlerini görmeye.Babası ölmüştü.Kaç yıl oldu,Faruk.Aileni de unuttun bak.Sen çok günahkar oldun Faruk.Çok oldun sen çok…&lt;br /&gt;    Köyüne vardığın zaman kendi evlerini unutmuştu.Ne kadar da değişmişti ama.Eski köy evleri gitmişti.Bir belde olmuştu burası.Tatil beldesi.O gavur turistler burayı da mı bozdu yoksa.Bir su kıyısı birde yeşillik görünce hemen kendileri hapsediyor değil mi Faruk.Öyle Faruk öyle.Eskiden köye bir araba gelse çocuklar arkalarından nasıl da koşardı.Şimdi umursamaz olmuşlar.Şunlara bak Faruk.Gitti.Buldu evi.Bir tek kendi evleri değişmemişti.Kapıyı çaldı.Annesi açınca bir şaşırır oldular.Annesinin gözleri doldu bile.Bir sarıldı ki Faruk’a bırakamadı on beş dakika.Kokladı oğlunu değişmiş gördü kokusunu.Ah oğlum oralar kokunu da değiştirdi ha.Eskiden mis gibi köy kokardın yavrum.Toprak,ot,su kokardın.Nerde kaldı bu kokuların ah güzel yavrum söylesene.Söyle yavrum söyle o kirli gavur şehri yoksa seni de mi değiştirdi.Yoksa sende o gavurlara mı uydun.Bak kadın kokusu mu geliyor senden?Yok be Fatma sen de abartı yosun biraz.Bak oğlun gene aynısını.Yok ne aynısı Fatma görmedin mi?Saçını sakalını,boyunu kilosunu görmedin mi?Nasıl da zayıflamış yavrum.&lt;br /&gt;    Faruk içeri geçti.Orada bir kere daha sarıldılar.Sonra kardeşleri geldi.Bir tanesi kendisinden bir yaş küçüktü.Onu yanına oturttu.Sohbete başladı.Anlattı.Yaptığı işi,İstanbul’u,gavurların burayı nasıl sardığını,neden sardığını sordu.O güzelim köyü kim bu hale getirdi.&lt;br /&gt;    “Eee…Ne yapıyorsun Mehmet.Anlat.Köy nasıl bu hale geldi?”dedi Faruk.&lt;br /&gt;    “Valla ağbiciğim o köy ağası olacak bir adam vardı ya.Güya ağa işte.Babası ağaydı.Babası ölünce tabi ağayım falan diye ortalıklarda dolandı.Ama kimse pek yüz vermedi.Kimse sevmezdi onu.”&lt;br /&gt;    “Adı Metindi demi?”&lt;br /&gt;    “Evet.”&lt;br /&gt;    “Benim çocukluk arkadaşımdı Metin.İyi çocuktu.Peki sonra ne yaptı?”&lt;br /&gt;    “Ne yapacak.Bizim bütün tapular ona aitti.Köyün çoğunu yabancılara sattı.Yabancılar da böyle bir cenneti para için içine sıçtı.O güzel tekli evler gitti.Onları kokusu bir ayrıydı değil mi ağbi?”dedi Mehmet ağlamaklı gibi.&lt;br /&gt;    “Öyleydi.Ayrıydı.”Aklı gitti İstanbul’a.Bir zamanlar orası da cennet gibiymiş.Şimdi cehennemden beter olmuş.Yoksa burayı da mı öyle edecekler.Hep açgözlü patronlar değil mi?Nerden para nerden kar gelirse oraya.Koş be patron ağbiciğim.Koş ki diğerleri kapmasın değil mi?Şerefsizler…&lt;br /&gt;    “Eee..Ağbi asıl sen anlat.Seni buralar getiren sebep neydi?sen öyle kolay gelmezsin.”dedi Mehmet.Der demez Faruk Mehmet’i diğer odaya çekti.Cebinden bir zarf çıkardı.Ona verdi.&lt;br /&gt;    “Bak Mehmet.Bu zarfı şimdi açmıyorsun tamam mı?”dedi Faruk.Mehmet’e hep güvenirdi.&lt;br /&gt;    “Tamam ağbi.”dedi Mehmet.O da sebebini hiç sormadı.&lt;br /&gt;    “Bak şimdi eğer bana bir şey olursa yani kısacası ben bir aya kadar sizin yanınıza gelemezsem bu zarfı arkadaki adrese götürüyorsun.İstanbul’daki adres.Bu zarfı onlara ver tamam mı?”&lt;br /&gt;    “Tamam ağbi.”&lt;br /&gt;    “Tamam o zaman ben giderim birazdan.Sakın bundan bizimkilere söz etme olur mu?”&lt;br /&gt;    “Olur ağbi.”&lt;br /&gt;    Odadan çıktılar.Faruk annesinden izin alarak gideceğini söyledi.Annesi ağlamaya başladı.Konuştular bir daha geleceğini söyledi.Merak etmemesini onu güldürebilmek için de hatta bir gelinle döneceğini söyledi.&lt;br /&gt;     Siyah Opel’ine dikkatlice bindi.Sanki bir şey arar gibiydi.Arabayı çalıştırıp köyden çıktı.Hızlıca gidiyordu.Sekiz saat sonra İstanbul’a vardı.Değişmiş miydi İstanbul?Tabi ki de hayır.Hemen evine gitti.Kilidi açmaya çalışırken kapının açık olduğunu gördü.İçeri girdi.Her taraf dağınıktı.Korktu.Biraz da heyecanlı…Kalbi hızlıca atıyordu.Belindeki silaha dokundu.Korkarak eline aldı.Dikkatlice içeri giriyordu.Girer girmez silahı olağanca kendinden uzağa uzattı.Birisini aradı.Öldürülebilecek birisini.Ama bulamadı.Her tarafa baktı.Ne aramışlardı?Hırsız mıydı yoksa tarikat mı?Evet evet,Faruk ona artık tarikat diyordu.Bunu hissetti kendinde.Eski halinden her şeyi silip atmak istedi bir anda.Ama onların kendisini sonunda bulacaklarını biliyordu.Yaptıkları şeyleri düşündü.Neler yapmışlardı da beni öldürecek seviyeye gelmişlerdi.Saf insanları nasıl kandırıyorlardı?Bunlar hiçbir şey,dedi kendine.Sustu.İçine kapandı.Yarım saat hiçbir şey düşünmedi.Sonra kalktı.Valizini hazırladı.Küçük bir bavula koyulabilecek en önemli şeyleri koydu.Sonra Opel’ine bindi.&lt;br /&gt;     Şalvarlı ve de siyah ceketli adamlar vardı.Doğu’dan gelen.Neyle gelirlerdi İstanbul’a?İki bavul dolusu para mı?Gelmişlerdi şeyhin dizine oturmuşlardı.O her zaman pis kokan avucunun içini tereddütsüz kutsal bir şeyi öper gibi ya da bir köpeğin sahibini yalaması gibi yalamışlardı.Şeyh de onlara üflemişti.Yüce bir üfleyiş.Bavulları hiç açmamışlardı.İki tane şeyhin o bağnaz müritleri kaptıkları gibi arkada bir odaya götürmüşlerdi.Şeyh sinirlenmişti.Bu sefer az para gelmişti.Eskiden dört bavul dolusu…O zamandan beri Faruk tereddütlü yaşıyordu.Anlayamıyordu bunu.Bir iki kes sormaya kalkıştı cesaret edemedi.Sonra Amerika’dan,Asya’daki Türk Devletlerinden,Afrika’daki devletlerden teker teker bavullarla para taşındı.Bunun bir kısmını Faruk ile diğer müritler bankalara yatırdılar.Banka da şeyhindi.Nerden gelirdi bu kadar para?Şeyh Amerika’da olduğu zamanlar korunuyordu.Kim koruyordu?CIA mi?Yoksa MİT mi?Amerika’da MİT’in ne işi vardı ki.Olsa olsa CIA.Hem CIA,MİT’e izin verir miydi ki…Bazen esrarengiz adamlar gelirdi şeyhin yanına.Öyle müritlere benzemezdi.Nasıl desek?Sanki Hollywood filmlerinde ki ajanlara benziyordular.Bazı dosyalar verip kayboluyorlardı.Bu olaylardan bir hafta sonra bazı yerlerde eylem çıkardı.Dincilerin eylemleri.Sonra ülkede başbakan yok olurdu.Amerika’da kahve içmektedir.Bazı dosyalar imzalayıp hep gülümser.Ne de güzel değil mi?Çok güzeldi.Her şey güzel gidiyordu.Paralar durmadan buraya akıyordu.Fakat bu paralardan haberleri olan şeyhin en güvendikleri adamlarıdır.Sonra bir mektup gelmişti şeyhe.Bu bilgileri bilen bir adam.Kimdi?Mektupta onu ortadan yok etmenin yolları yazıyordu.O yok olmazsa biteriz yazıyordu.Bunun üzerine şeyhe hiç uyku girmedi bir hafta.Sustu.Çok sonrada infaz emrini verdi.En sağlam adamını O’nun yanına yolladı.Planlar kuruldu.Ölüm taktikleri hazırlandı.Öldüreceklerdi.Ama olmadı.O ölmedi.Hiç de ölmeyecek biriydi.Sonra Faruk görevlendirildi.Ama o da her şeyi anlamıştı.Yani şeyhe ihanet edildi.Bunun cezası ağırdır.Bunu öyle müritleri üstlenmez.İstihbaratçılar yapar bu işi.Ortadan yok ederler adamı.Ama O’na öyle yapılmadı.Çünkü belgeler vardı elinde.İlk onlar yok edilecek sonra O.Bu da çok zor olacak bir şey demek.Çünkü  O istihbaratçılar kadar zekiydi.&lt;br /&gt;     Kapının önünde artık her şeyden vazgeçmiş biri gibi duruyordu.Zile bastı.O an kalbi hızlıca attı.Sonra durdu.Bütün heyecan belirtilerini üzerinden attı.Kafasını aşağı eğdi.Bacaklarına baktı.Siyah kumaş pantolonun içinde nasıllardır,diye düşündü.Zayıf ve bir o kadar biçimsiz.Sonra kafasını kaldırdı.Kaldırdığı gibi karşısında Ayşe’yi gördü.Ayşe O’na gülümsedi.İçeri buyur etti.Faruk’ta tereddütsüz içeri girdi.Ayakkabılarını hızlıca soydu.Ve Ayşe odayı göstermeden Mustafa’nın odasına daldı.Fakat Mustafa yoktu.Ayşe Mustafa’nın salonda olduğunu söyledi.İkisi birlikte içeri girdiler.Ayşe Faruk’un tavırlarından ürkmüş gibiydi.Mustafa Faruk’u görünce gülümsedi.&lt;br /&gt;     “Bende sizi bekliyordum.Kitabı yarın getireceğim dediniz fakat üç gün oldu.Merak ettik.Hatta vazgeçtiğinizi düşünüp üzüldüm de.”dedi Mustafa.&lt;br /&gt;     “Bakın kitap falan yok.Beni iyi dinleyin.”dedi Faruk.Odanın bazı yerlerine gitti.Bir çiçek saksısına gizlenmiş vericiyi buldu.Onu Mustafa’ya gösterdi.Mustafa sustu.Ne olduğunu anlamadığını belirterek el kol hareketleriyle bunu belli etti.&lt;br /&gt;     Atabileceği en uzağa attığı vericiyi bir gri bir BMW ezdi ve parçaladı.Bu Faruk’a daha da cesaretlendirdi.Pencereden sıyrılıp Mustafa’nın yanına oturdu.Ona olan her şeyi anlattı.&lt;br /&gt;     “Ve buraya da seni öldürmem için yolladılar.”dedi Faruk.Bu duyunca Mustafa’nın gözleri ışıldadı.Korktu.Ona öyle bir baktı ki kimse öldürmeye kıyamaz tatlı bir çocuk havasında…Faruk O’nu öldürmeyeceğini ve hatta onları buradan kaçıracağını söyledi.&lt;br /&gt;    “Nereye kaçacağız peki?”dedi Mustafa.&lt;br /&gt;    “Bilmiyorum.”&lt;br /&gt;    “Almanya’ya.”diye atıldı Ayşe.Bu diğerlerinin de hoşuna gitti.Almanya’da onları bulamazlardı.Bulurlardı.Onlar yerin altındaki adamı bile bularlar,diye geçirdi içinden Faruk.&lt;br /&gt;    “Yalnız bundan hiç kimseye bahsetmeyin.Her şey çok gizli olacak.Anladınız mı?”&lt;br /&gt;    “Anladık.”diyerek başını salladı.Onay verilmişti yani.&lt;br /&gt;    “O zaman ben yarın biletleri alırım.Kıyafetlerini de kirlenmişler diye eve götürüp yıkayacağım derim evdekilere.Niye derlerse de siz iyi yıkayamıyorsunuz derim.Alırım bavulları hazırlarım.Diğer günde herkes gitmişken gideriz buradan.Nasıl?”dedi Ayşe.&lt;br /&gt;    “Çok iyi.Böyle hareket edin.Bende sizi gizlice takip edeceğim.”belindeki silahı göstererek. “Size bir şey olmasına izin vermeyeceğim.”&lt;br /&gt;    “Niye böyle bir şey yapıyorsun.Bu cemaate ihanettir.Bir gün seni de öldürecekler biliyorsun değil mi?”&lt;br /&gt;    “Bende bundan dolayı son kez sevap kazanmak istiyorum.Anlıyorsun değil mi?Senin gibi…”diyerek Mustafa’ya sarıldı.Bir kardeşçe ona öyle sarıldı ki bir süre öyle kaldılar.Ayşe bundan etkilenmiş gibiydi.Sonra Faruk çıkacağını söyledi.Ayşe onu uğurladı.İçeri geçti.Mustafa’ya doğru yürüdü.Eğilerek ona:&lt;br /&gt;    “Ben sensiz yapamam biliyorsun değil mi?”dedi Ayşe.Sonra da Mustafa’nın kafasını iki elinin arasına alarak onun dudaklarını ıslattı.&lt;br /&gt;                                                                                                               3.&lt;br /&gt;    Sessizce yağıyordu bu sabah yağmur.Hafifçe.İnsanı ferahlatan cinsten.Susuzluğu giderir gibi.Derin uykular çeke çeke iniyordu bulutlardan dar sokaklara.Burada uykusu bozuluyor rahatsız oluyordu yağmurlar.Saydamdılar.O kadar mutlu yağıyorlardı ki sanki camdan bakarmış gibi…Hafiften hafiften gürültüler çıkarıyor bulutlar kendileri arasında.Fakat sonra barışıp özür diler gibiydiler…Her ikisi de aynı yöne gitmeye başlıyorlar.Sonra da güneş bu güzel harekete karşılık onlara bir gösteri yapar gibiydi.Ardından yedi renkli o güzelim gökkuşağını sunuyordu Tanrı bulutların huzuruna.Teşekkür eder gibiydiler…&lt;br /&gt;    Ayşe ne kadar da iyi bir kızdı değil mi Mustafa?Hayatında böyle iyi birisini gördün mü?Sen ki o kadar kötülükler gördün.Hem de kendilerine Müslüman diyenlerden.Bu ise bir hristiyan.Boşunaymış herhalde bu karşıt düşüncelerim.Önemli olan nisan değil mi?Bak O seni seviyor sende onu.Hem deliler gibi değil mi?Sen onun için o bıçağın keskin tadına bir daha bakar mısın?Bakarım.Ben Mustafa isem bakarım.Hem bir değil bin kere değil mi Mustafa.Bakarsın değil mi?Bakarım bakarım…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5579588550799743059-6861718010601871609?l=mehmetinanir.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/feeds/6861718010601871609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5579588550799743059&amp;postID=6861718010601871609' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/6861718010601871609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/6861718010601871609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/2009/04/bir-roman-denemesinamazn-ardndan.html' title='Bir Roman Denemesi(Namazın Ardından)'/><author><name>Mehmet İnanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17421923963653568961</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01164637034295637323'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5579588550799743059.post-940065944726093144</id><published>2009-04-29T07:48:00.000-07:00</published><updated>2009-04-29T07:49:30.265-07:00</updated><title type='text'>Şiir(Gülüşün Öpüşümdür)</title><content type='html'>Gülüşün Öpüşümdür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bitirme gözlerinin türküsünü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani anla işte şu dediğimden; kapatma!&lt;br /&gt;her göz kırpmanda yarıda biter sözlerim.&lt;br /&gt;anla işte, gülme! Gülme ki, gülmelerim ağlamaklı olmasın&lt;br /&gt;yanında. anla gülen gülüm, ağlama! Ağladığında&lt;br /&gt;dudaklarına değer damlaların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anla dudakları tuzlu gülüm, öptürme!&lt;br /&gt;öptürme ki, rengi gitmesin dudaklarının…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mehmetinanır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5579588550799743059-940065944726093144?l=mehmetinanir.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/feeds/940065944726093144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5579588550799743059&amp;postID=940065944726093144' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/940065944726093144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/940065944726093144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/2009/04/siirgulusun-opusumdur.html' title='Şiir(Gülüşün Öpüşümdür)'/><author><name>Mehmet İnanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17421923963653568961</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01164637034295637323'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5579588550799743059.post-1303811789478292550</id><published>2009-04-29T07:44:00.000-07:00</published><updated>2009-04-29T07:46:34.211-07:00</updated><title type='text'>Karikatür(Liberal)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SfhoFqBQXzI/AAAAAAAAAJI/Pwljqpns9jE/s1600-h/Resim+003.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; DISPLAY: block; HEIGHT: 243px; TEXT-ALIGN: center" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330124605381173042" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SfhoFqBQXzI/AAAAAAAAAJI/Pwljqpns9jE/s400/Resim+003.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5579588550799743059-1303811789478292550?l=mehmetinanir.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/feeds/1303811789478292550/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5579588550799743059&amp;postID=1303811789478292550' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/1303811789478292550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/1303811789478292550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/2009/04/karikaturliberal.html' title='Karikatür(Liberal)'/><author><name>Mehmet İnanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17421923963653568961</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01164637034295637323'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SfhoFqBQXzI/AAAAAAAAAJI/Pwljqpns9jE/s72-c/Resim+003.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5579588550799743059.post-6562517011565645082</id><published>2009-04-29T07:42:00.000-07:00</published><updated>2009-04-29T07:44:12.373-07:00</updated><title type='text'>Karikatür(Entellektüel)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SfhnqEkITrI/AAAAAAAAAJA/RqA6upP1i7E/s1600-h/tara0002.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 291px; CURSOR: hand; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330124131470429874" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SfhnqEkITrI/AAAAAAAAAJA/RqA6upP1i7E/s400/tara0002.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5579588550799743059-6562517011565645082?l=mehmetinanir.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/feeds/6562517011565645082/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5579588550799743059&amp;postID=6562517011565645082' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/6562517011565645082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/6562517011565645082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/2009/04/karikaturentellektuel.html' title='Karikatür(Entellektüel)'/><author><name>Mehmet İnanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17421923963653568961</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01164637034295637323'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SfhnqEkITrI/AAAAAAAAAJA/RqA6upP1i7E/s72-c/tara0002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5579588550799743059.post-6408339276660079322</id><published>2009-04-29T07:39:00.000-07:00</published><updated>2009-04-29T07:41:47.875-07:00</updated><title type='text'>Karikatür(Sokak Yazarı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SfhnEkw4SiI/AAAAAAAAAI4/rhyN7PHb-tw/s1600-h/tara0001.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; DISPLAY: block; HEIGHT: 279px; TEXT-ALIGN: center" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330123487278811682" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SfhnEkw4SiI/AAAAAAAAAI4/rhyN7PHb-tw/s400/tara0001.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5579588550799743059-6408339276660079322?l=mehmetinanir.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/feeds/6408339276660079322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5579588550799743059&amp;postID=6408339276660079322' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/6408339276660079322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/6408339276660079322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/2009/04/karikatursokak-yazar.html' title='Karikatür(Sokak Yazarı'/><author><name>Mehmet İnanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17421923963653568961</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01164637034295637323'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SfhnEkw4SiI/AAAAAAAAAI4/rhyN7PHb-tw/s72-c/tara0001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5579588550799743059.post-1585665473717310532</id><published>2008-04-13T09:32:00.001-07:00</published><updated>2009-04-29T08:17:11.774-07:00</updated><title type='text'>Karikatür(Kutup Türkleri)</title><content type='html'>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SAI2jPA7rlI/AAAAAAAAACs/azrQlcsabWA/s1600-h/Resim+001.jpg"&gt;&lt;img style="CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5188769699637997138" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SAI2jPA7rlI/AAAAAAAAACs/azrQlcsabWA/s320/Resim+001.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5579588550799743059-1585665473717310532?l=mehmetinanir.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/feeds/1585665473717310532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5579588550799743059&amp;postID=1585665473717310532' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/1585665473717310532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/1585665473717310532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/2008/04/karikatrkutup-trkleri.html' title='Karikatür(Kutup Türkleri)'/><author><name>Mehmet İnanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17421923963653568961</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01164637034295637323'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SAI2jPA7rlI/AAAAAAAAACs/azrQlcsabWA/s72-c/Resim+001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5579588550799743059.post-6973180237760302070</id><published>2008-04-13T09:30:00.000-07:00</published><updated>2009-04-29T08:17:35.720-07:00</updated><title type='text'>Karikatür(Soygun)</title><content type='html'>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SAI1j_A7rjI/AAAAAAAAACg/Q128L7CcbR4/s1600-h/Resim+002.jpg"&gt;&lt;img style="CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5188768613011271218" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SAI1j_A7rjI/AAAAAAAAACg/Q128L7CcbR4/s320/Resim+002.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5579588550799743059-6973180237760302070?l=mehmetinanir.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/feeds/6973180237760302070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5579588550799743059&amp;postID=6973180237760302070' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/6973180237760302070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5579588550799743059/posts/default/6973180237760302070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetinanir.blogspot.com/2008/04/karikatrsoygun.html' title='Karikatür(Soygun)'/><author><name>Mehmet İnanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17421923963653568961</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01164637034295637323'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HmkNcAsBlAM/SAI1j_A7rjI/AAAAAAAAACg/Q128L7CcbR4/s72-c/Resim+002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry></feed>